Parajumpers sale Parajumpers sale http://www.unifem.ch canada goose sale http://www.canadagooseoutlets.be

NeoDiscotheque Tarihi

NeoDiscotheque’in kuruluş öyküsünü 2006 yılının sonunda Stüdyo İmge‘de yazdığı aşağıdaki makale ile Murat Beşer kaleme almıştı.

Yazının devamını bekliyoruz :)

AHMET’İN YENİ DİSKOTEĞİ

İstanbul’da giderek dar bir alana hapsedilen huzurun, elinde kalan son arsalarından biridir Beşiktaş’taki Abbas Ağa Parkı. Adeta üzerine kurulduğu mezarlığın müteveffaları tarafından üflenen serin bir rüzgarın getirdiği dirlik ve düzen hakimdir bu büyük ağaçlıklı alana. Gündelik gaileleri bir paratoner gibi emerek toprağa veren parkın ayrılmaz parçası, kedilerden oluşan kalabalık ahalisidir.

Her boy ve renginden, Anadol marka bir arabanın mesken tuttuğu kaportasını aşındıranına, meraklısından gururlusuna, muzaffer edalısından etraftan gelen geçenini süzenine, yavrularını kollayanından “otur biraz dertleşelim be abi” diye efkarla bakanına kadar, kentin en büyük kedi cemaatlerinden biri burada yaşar.

Abbas Ağa Parkı’nı ve huzurlu kedilerini cepheden seyreden büyük bir pencerenin arkasında uzanan sakin evlerden birinde yaşar Neo-Discotheque Ahmet ve zevcesi Deniz Hanım. Sade, tavrını iyi yansıtan, siyah, gotik çağrışımlı eşyalarla döşenmiş evin iki sakini, parkın mesut kedileri için en ideal komşulardandır. Çünkü onlar da tıpkı kediler gibi huzurun tutkulara bağlılığını, tutkular için ise tatlı bir mücadele gerektiğini iyi bilir. Huzurun en az Abbas Ağa Parkı kadar doğru adresi müziktir, Neo-Discotheque sıfatlı Ahmet Musluoğlu için.

Tutkusunun yaşamının sonraki kısmına külliyen yön vereceğini henüz ilk sohbetimizde kavramıştım. Daha önceden tanık olmadığım türden bir heyecan vardı ses tonunda. Kelimeleri yutar gibi hızla söylüyor; dakikaya ortalamanın üzerinde cümle sığdırıyor, ama bu duygu bombardımanı içinde adı geçen topluluk ve sanatçılara olan derin hissiyatının altını kalınca çizmeyi ihmal etmiyordu.

Doksanların ortasında efsane mekân Captain Hook’un, ilk kez tarafımızdan düzenlenen ve sonrakilere yol veren Seksenli Yıllar partilerine ev sahipliği yaptığında, kafes tel örgünün içindeki DJ kabininde arkamda duran en meraklı adamdı Ahmet. Gary Numan’dan ‘Berzerker’i çalarken heyecanını gizleyemez, bu parçadan sonra ona bıraktığım pikaplarda muhteşem indie şarkılar döndürmekten kendini alamazdı.

Partilerden sonra beni evimin kapısına kadar bıraktığı arabası, tadından yenmeyen indie sohbetlerine mekân olurdu. Indie, gotik ve new-wave misyonuyla yanıp tutuşan Ahmet, gerçek bir mücahit gibi davranıyor; bir yandan da kendi gibi düşünen, giyinen, müzik dinleyen insanları bir çevrede toplamaya çalışıyordu. İlk planda küçük de olsa bir mekânda düzenli parti yaparak çevrelerini genişletme kararı alırlar.

Kendisiyle aynı yola baş koyan arkadaşlarından Emin’in 1993 yılında Levent’te yapım aşamasında bulduğu Cool Bar’ın sahibi ve işletmecisi Hakan Lik, çok düşünmeden kabul eder tekliflerini. Gözü tutmuştur bu enerjik ve hevesli gençleri tecrübeli işletmecinin. Depeche Mode, Camouflage, Visage, Human League, Alphaville, The Smiths, REM, U2 ve The Cure ağırlıklı bir repertuarın çalındığı geceler bir hayli başarılı geçmekte; her geçen hafta kalabalığını artırmaktadır. Hafta içinde başlayan, alnının hakkıyla hafta sonuna terfi eden bu güzel partiler dört yıl boyunca kesintisiz Sürer.

Kitlenin genişlemesinin ardından hasıl olan yeni mekân ihtiyacı, Caddebostan Barlar Sokağı’ndaki Yeşilçam filmlerindekine benzeyen Robin Hood adlı mekânda giderilir. İçeriye ilk adım atışlarında eski yıldızlardan Sevtap Parman ile burun buruna gelen heyecanlı dört arkadaş, Talking Heads ile başlatıp The Sound ile biten DJ setleri sayesinde, kısa bir Süre evvel son günlerini yaşadığı konusunda herkesin hemfikir olduğu mekânı adeta diriltir; Bağdat Caddesi’nde bir indie ağacı yeşertirler. Ne var ki bir gençlik klasiği yaşanır; bir famme fatale, bu dört kankayı birbirine düşürünce, ortada ne parti kalır, ne mekân, ne de arkadaşlık.

1997 yılında, tesadüfen gözünün takıldığı televizyondaki bir yarışma programından öğrenir Bauhaus şarkıcısı Peter Murphy’nin Beyhan adlı bir Türk dans sanatçısıyla evlenerek Ankara’da yaşamaya başladığını ve MFÖ ile yakın arkadaş olduğunu. Kısa bir Süre sonra Açıkhava’daki Massive Attack konseri çıkışında bir an için gözleri Mazhar ve Özkan’ı seçer. Yanlarında uzun boylu sarışın bir adam yürümektedir. Tanır onu; tereddütsüz seğirtir ve “Mr. Murphy?” der, kendisine “Bak gördün mü, burada bile bizden daha ünlüsün” diye espri yapılmasının az öncesinde.

Aradan beş yıl geçer; Deniz ve Murphy’nin eşi Beyhan Murphy bir toplantıda iş arkadaşlığı kurarlar. İkinci dönemini yaşayan Cool Bar’a davet ederler onları. İcabet eden Murphy, o günlerde çıkarmak üzere bulunduğu 2002 tarihli “Dust” albümünü anlatır kabindeki Ahmet’e.

Captain Hook’un kapanması ve Cool Bar’ın faaliyetlerine ara vermesiyle Seksenli Yıllar partilerinde bir devir geride kalmış, Ahmet de milenyumun başında çevre mühendisliğinde yüksek yapmak üzere Manchester’a gitmişti. Aslında yükseğini yaptığı şey, çevre mühendisliğinden ziyade gotik ve indie müzikti. Jille’s adlı gotik barın müdavimiydi. Burada DJ’lerin en fazla hoşlandığı şey, bizimkilerin tersine yanlarına gidilmesi ve istek yapılmasıydı. Çünkü bu dans edileceğinin göstergesidir.

Orada ne çalarsa çalsın ben dans ederim anlayışından farklı olarak, her parçada dans eden insanlar değişiyordu. Arka arkaya çalınan iki ayrı parçada iki ayrı insan topluluğu dans edebiliyordu. Herkes kendi parçası ya da parçaları çaldığında fırlıyordu piste. Bizim Ahmet de o kadar yerinde isteklerde bulunuyordu ki, DJ’lerden biri “gel bir gece çal” dedi. En iddialı olduğu parçalardan biri Fields Of Nephilim’in ‘Last Exit For The Lost’ idi. Ama büyük hayal kırıklığı yaşamıştı; parçada hiç kimse dans etmedi.

Barda tanıştığı bir arkadaş topluğunun davetine katıldığında, aynı topluluğun ‘Moonchild’ single’ını gördü ve anladı ki bu şehrin hiti buydu. Aynı barda bir sonraki partide, bu şarkı ile 150 kişiyi dans ettirmişti. Bir Süre sonra Jille’s Bar’da işler kötüledi ve mekânın sahipleri de yeni bir yer açtılar. Adı Neo-Discotheque idi. Bu isim sonradan Ahmet’in tutkuları uğruna yaşamını vakfedeceği partilerinin adı olacaktı.

Memlekete dönüşünün ardından ilk işi, adı Neo-Discotheque olacak partileri yapacak mekân aramak olur. Kuruçeşme Boxer ve Dulcinea’nın alt katının ev sahipliği yaptığı ilk partiler canlı performanslar olmaksızın gerçekleşir. En büyük destekçisi sonradan güzel bir törenle Selanik’te dünya evine gireceği kız arkadaşı Deniz olur. Avusturya Lisesi’nin bitişik binalarında bulunan kız ve erkek bölümlerinde okuyan iki sevgili, henüz flört oldukları 2003 yılında, belki bir umut sevdiğimiz topluluklarla tanışırız diye Mera Luna Festivali’ne giderler. Burada tanıştıkları Kai Lotze adlı eski bir müzik yazarı, onlara zihin açıcı bir fikir verir; “Neden içinde canlı performansın bulunduğu partiler yapmıyorsunuz?” diyerek.

İşin formülü de vardır Lotze’de. Sadece bu otantik şehri, İstanbul’u çok merak eden, sırf boğazda balık yemek için oraya gelecek ve bedelsiz çalacak topluluklar tanıdığını söyleyen bu adam, sohbetin sonunda Camouflage ve Covenant’ın menajeri olduğunu açıklar.

Kafaları epey karışmış olarak dönerler İstanbul’a. Bir yanda cesaret, öte yanda büyük bir korku vardır içlerinde. İkincisi birinciye galebe çaldığında, Lotze’den aldıkları Marc Almond’a ait telefonu çevirirler. Bir mucize gerçekleşmek üzeredir; Almond “Evet” der. Uzun soluklu bir dostluk başlamıştır aralarında. Geldiğinde uzunca kalır burada. Birkaç günü birlikte geçirirler. Saray’da pilav döner yer; İstiklal’in eski pasajlarında Zeki Müren plakları ararlar birlikte.

Beyaz Show’a çıkartırlar Almond’u. Programa daha ziyade alay konusu edilmek ve izleyenleri güldürmek için çıkarılmıştır bu emektar müzisyen. Kendisine komik bir çerçeve içinde ‘hediye edilen’ Zeki Müren resmini bile büyük bir nezaket olarak algılar, yaşamı bir kabare gibi gören bu nazik adam.

İlk konser gayet başarılıdır, ancak Almond burada kaldığı günlerde, “Ben yaşlı bir adamım” bahanesiyle akşamın bir vakti, herkesin istirahata çekildiğini düşündüğü anlarda ortadan kaybolur. Sonradan menajerinden öğrenirler ki, bu akşamlarda İstanbul’da gay mekânlar arayıp, bulduğu münasip ortamlarda sabahlamakla meşguldür.

Selanik’te evlilik imzasını bastıktan yarım saat sonra soluğu müzik dükkânlarında alması, akşamında da kendilerini oraya davet eden Stefanos’un barında yeni aldığı Sad Lovers & The Giants, Franz Ferdinand, Bravery CD’lerini çalması, bu imzayı henüz birkaç saat önce basmış adamın eşinin, gerçek ve tek rakibinin ne olduğunun bir kez daha anlaşılması, Ahmet’in tutkusunun yaşamının sonuna değin Süreceğinin en büyük teminatı.

 

NeoDiscotheque ekibinin etkinlikleri ve müzik listeleri burada!

Arşiv

Twitter

Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.

Etiketler

© 2012 NeoDiscotheque, Copyright mopyright aga, çalan çırpan eşşoğlueşşektir!